İş Dünyası Kendini Sorgulamalı
Fırat Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Demir, “Ben kendime iş adamı demem, sanayiciyim derim. Çünkü hiç olmazsa, bir üretim sürecinden, bir istihdam kaynağından söz etmiş oluyorum” diyor.

Nevzat Demir ile söyleşiye, çok duyarlı olduğu “iş adamı” kavramı üzerinden başladım. İş adamı kavramını sorunca, “Bu kavram, sadece benim sorunum değil” dedi. “Kavramları yerli yerine oturtur, doğru kullanırsanız; en azından toplumla ve kendinizle kurduğunuz iletişim anlaşılır, rolünüzde paylaşılır olur” şeklinde devam etti sözlerine... Ardından da iş dünyası ve onun etrafında oluşan sihirli sözcükleri, birer birer yeniden yorumladı: “Hızlı değişen toplumlarda, geleneksel ilişkilerin yeni olanla yer değiştirdiği toplumlarda, tabii olarak bir süre yön sapması olur. İnsanlar ve kurumlar kadar; ünvanlar, ilişkiler, tanımlar da yönünü kaybeder. Hatta dileyen, dilediği gibi kullanır. Çünkü değişim, henüz kendi standartlarını, kendi disiplinini o topluma tam olarak benimsetememiştir.” İşte, iş adamı kavramı üzerinde oldukça farklı ama bir o kadar da doğru görüşler ortaya koyan Nevzat Demir’in söyledikleri...

Saygın olmalıyız

Bizde de bunun olması doğal sayılmalı. Ancak bu dağınıklık fazla uzun sürdü. Ve bu dağınıklığa “iş dünyası”ından bir düzeltmede yapılmıyor. Örneğin “iş adamı” kavramı, başı sonu belirsiz kimi kucakladığı bilinmeyen, yeterliliği ve sorumluluğu anlaşılmayan bir kavram... Daha radikal söyleyeyim; banka hortumlayan da iş adamı, hileyle ihale alan da iş adamı, rüşvetle, vergi kaçakçılığı ile servet yapanlar da iş adamı... Bir de üreten katma değer yaratan, piyasa denen cenderenin dişleri arasında kavga verenler var, onlar da iş adamı... Hangisi doğru? Birilerinin bunun ayıklaması, doğru olanı saygın kılması gerekmez mi?

Ben sanayiciyim

Bu nedenle ben kendime “iş adamı” demem, ben "sanayiciyim" derim. Sanayiciyim çünkü, hiç olmazsa, bir organizasyondan, bir üretim sürecinden, bir istihdam kaynağından bir pazarlama ve dağıtım faaliyetlerinden söz etmiş oluyorum. Birinci ayrım burada. Dikkat ederseniz, “sanayici” tanımı, servetle, zenginlikle doğrudan ilişkilendirilmiş bir tanım değildir. “İş adamı” tanımı, kaynağı ne olursa olsun serveti ve kişisel zenginliği ifade etmek için kullanılıyor. Sanayici olarak ben, her şeyden önce, birden çok zenginliğin, ilişkinin ve çözümün üretiminden sorumluyum. Ve toplum denilen organizmanın asıl parçalarından biriyim. Asalak değilim, parazit değilim. Üreten bir sistem başındayım. Yeter mi, yetmez. Ne üretiyorum, nasıl üretiyorum, kiminle üretiyorum, kime üretiyorum, kimlerle pazarlıyorum ve en önemlisi ne üretiyorum.

Kalite anlayışı önemli

“Küresel Dünya” denilen şeye ben, “yeryüzü ortaklığı” diyorum. İşte bugünün dünyasında üretilen şey, pazarlanan - satılan şey; geleneksel dünyada olduğu gibi sadece “mal – ürün” değildir. Bilgidir, teknolojidir. Daha açığı şu; bilgi – teknoloji – ürün üçlemesini var etmek günümüz sanayicisinin işidir. Ar-Ge çalışmalarının, kalite kontrol ünitelerinin, bilgi dolaşımı ve paylaşımın ve bir sürü yeni proje üretiminin, nitelikli eğitim süreçlerinin temel mantığı budur. Bilginin ve teknolojinin doğru kullanımı, ürüne dönüştürülmesi bizi “kalite” kavramına taşıyor. İlk akla gelen, ürünlere yansıyan ve müşteri beklentilerini karşılayan "kalite" anlayışıdır. Ama daha derinden bakıldığında, buradaki kalite kavramı, giderek bütün hayatımızı kuşatan, rahatlatan, güvenli kılan bir toplumsal gelişmişliğin adıdır. Bu noktadan sanayici – toplum ilişkisine geçerseniz. Yani sanayici, at gözlüğü ile sadece mal üretimi ile kendini sınırlar, yeryüzü koşullarına ve kendi toplumunun var oluşuna katılmazsa görevini tam yapmamış sayılır.

Bilgi ve iletişim şart

Biz plastik boru ve pencere sektöründe lider bir kuruluşuz. Pazar payımız ve organizasyonumuz da çok önde. Klasik bakışla, pazar sorunumuz yok Ancak pazarda oluşan bilgiyi geliştirmek, talebi doğru bilgiyle donatmak gibi bir görevimiz var. Size bir örnek vereyim. Biz her türlü sıvının özelliklede suyun taşınmasında kullanılan boru sistemleri üretiyoruz. Temiz su sistemlerinden yağmur suyuna, kanalizasyon sistemlerinden damla sulama sistemlerine kadar. Bu ürünleri bilgi desteğinden soyutlanmış olarak pazara sunarsanız, ne olur; bilgiyle donatarak sunarsanız ne olur? Bakın dünya 2003 yılını “Su yılı” olarak kutluyor. Yeryüzünün en değerli ve kıt kaynağı su. Suyla ilgili doğru bilgi iletişimi sağlayamazsanız, su taşıyan sistemleri pazarlamak eksik kalır.

Fayda yaratmalıyız

Dünyada kullanılan su kaynaklarının yüzde 4’ü evlerde, yüzde 21’i endüstride, yüzde 69’u ise tarımsal sulamada kullanılıyor. 6 milyarlık dünya nüfusunun 3 milyarı da tarımla geçiniyor... Bu denklem, bu paradoks herşeyden önce, yeni tip sanayiciyi ilgilendirir. Çünkü o para kazanmak kadar, toplumsal fayda yaratmak zorunluluğu içindedir. En büyük su kaybı, ziyanı tarımsal sulamada yaşanıyor. Açık kanal sistemleri, arık sistemler ile yapılan su taşıması, buharlaşma, toprağa kaçma vb. nedenlerle büyük kayıplar yaratıyor. Yanlış sulu tarım, toprakta tuzlaşmaya giderek çölleşmeye neden oluyor. Fırat A.Ş. olarak biz kapalı taşıma yani, boru sistemleri sunarken, tüketicilerle bu bilgileri de paylaşmak, bu teknolojik ürünün neden gerekli olduğunu anlatmak sorundayız.

Kamusal sorumluluğumuz var

Görüldüğü gibi, sanayici aynı zamanda bilgi paylaşımından, yeni teknoloji üretiminden de sorumludur. Bu verilerle baktığınızda, iş dünyası kendini ve kendi sorumluluğunu yeniden sorgulamalı diyorum. Sanayicileri temsil eden üst kuruluşlar da, iç siyaset ya da Avrupa Birliği kredilerine göz dikerek demeç üreten yerler olmaktan çıkmalı. Sanayici ve iş adamı farklılığını vurgulamalı. Servet esasına göre değil, üretim yeteneklerine, yarattığı faydaya göre birbirimizi değerlendirmeyiz. Ve kuşkusuz artık, sanayici de kamusal bir sorumlulukla hayata bakmalı...


İsmail Baştuğ
Finansal Forum: Yönetim Portreleri
{Haziran 2003}